Vize Çilesi Brüksel'de Hukuk Savaşına Dönüştü: Türk Vatandaşlarının Schengen Sorunu İkinci Kez Avrupa Ombudsmanı'nda
Türk vatandaşlarının yıllardır yaşadığı Schengen vize sorunları, bu kez randevu ekranlarında değil Brüksel'deki hukuk masalarında tartışılıyor: Avrupa Ombudsmanı'na yapılan ikinci başvuru, AB'nin kendi anlaşmalarına uyup uymadığını sorguluyor. Peki bu süreç, önümüzdeki aylarda vize başvurusu yapacakları nasıl etkiler?
Uzun randevu bekleme süreleri, artan ret oranları ve her yıl kabaran başvuru maliyetleri... Türk vatandaşlarının Schengen vizesiyle imtihanı yeni değil; ancak bu kez mücadele sosyal medya şikâyetlerinin ötesine geçti ve Avrupa Birliği'nin kendi denetim mekanizmasına taşındı. Türk vatandaşlarının vize çilesi ikinci kez Avrupa Ombudsmanı'na taşındı; Avukat Yavuz Selim Sarıibrahimoğlu'nun ilk başvurusu "siyasi konu" ve "AB'de ikamet etmeme" gerekçeleriyle reddedilince, dosyaya Fransa'da yaşayan Türk vatandaşı Rana Faytrouny ortak şikâyetçi olarak eklendi. Bu yazıda, yazının yayımlandığı tarih itibarıyla sürecin geldiği noktayı, hukuki arka planı ve — belki de en önemlisi — bu gelişmelerin önümüzdeki dönemde Schengen vizesi başvurusu yapacaklar için pratikte ne anlama geldiğini adım adım ele alıyoruz.
Ne oldu? Vize sorunu neden Avrupa Ombudsmanı'na taşındı?
Sürecin merkezinde, AB hukuku alanında çalışan bir Türk avukatın öncülük ettiği hukuki girişim var. Avrupa Ombudsmanı'na yapılan başvuruda, Avrupa Komisyonu'nun Ankara Anlaşması ve Ek Protokol kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin araştırılması talep edildi; başvuru, Avrupa Birliği hukuku alanında doktora yapan Avukat Dr. Yavuz Selim Sarıibrahimoğlu ile eski Devlet Bakanı ve Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu eski Eş Başkanı Bülent Akarcalı tarafından yapıldı.
Başvurunun zamanlaması tesadüf değil. Son yıllarda Türk vatandaşlarının Schengen vizesi için uzun süre randevu beklemesi, ret kararlarıyla karşılaşması ve seyahat planlarını gerçekleştirememesi sık sık gündeme geliyor; iş insanları, ihracatçılar, akademisyenler, öğrenciler ve sanatçılar açısından ciddi sonuçlar doğuran bu tablo, başvuru ile birlikte hukuki zeminde de tartışmaya açıldı. Yani mesele artık yalnızca "randevu bulamıyorum" şikâyeti değil; AB kurumlarının hukuki sorumluluğunun sorgulanması aşamasına geçmiş durumda.
Hukuki dayanak: Ankara Anlaşması ve "standstill" ilkesi ne diyor?
Başvurunun omurgasını, Türkiye ile AB (o dönemki adıyla AET) arasında imzalanan tarihi anlaşmalar oluşturuyor. Başvuruda, Ankara Anlaşması ve Ek Protokol'ün AB açısından bağlayıcı uluslararası anlaşmalar olduğu hatırlatılarak, Avrupa Birliği Antlaşması'nın 17. maddesi uyarınca bu anlaşmaların uygulanmasını sağlama görevinin Avrupa Komisyonu'na ait olduğu belirtiliyor; iddiaya göre Komisyon uzun yıllardır bu yükümlülüğü yerine getirmiyor.
Dosyanın en kritik kavramı ise "standstill" ilkesi. Başvuruda en çok üzerinde durulan konulardan biri, Ek Protokol'ün 41. maddesinde düzenlenen "mevcut durumun geriye götürülememesi (standstill)" ilkesi. Kabaca özetlemek gerekirse bu ilke, anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra Türk vatandaşlarının hizmet sunumu ve yerleşme özgürlüğü bakımından koşulların ağırlaştırılamayacağını öngörüyor. Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın Soysal, Savaş ve Abatay kararlarına da atıf yapılan başvuruda, buna rağmen Türk vatandaşlarına uygulanan vize süreçlerinin zaman içinde ağırlaştığı savunuldu.
İlk başvuru neden reddedildi, ikinci başvuruda ne değişti?
İlk başvuru, esasa girilmeden usul gerekçeleriyle geri çevrildi. Türkiye'de bir ilk olan başvuruya 6 Ağustos'ta ret yanıtı geldi; AB Ombudsman Soruşturmalar Birimi Başkanı Tina Nilsson imzalı yazıda başvurunun AB'nin Türkiye'ye yönelik politikalarıyla ilgili olduğu, siyasi ve yasama faaliyetlerinin yetki alanı dışında kaldığı ve yalnızca AB vatandaşları ile AB'de ikamet edenlerin Ombudsman'a başvurabileceği belirtildi.
İkinci başvuru tam da bu usul engelini aşmak üzere kurgulandı. Dr. Sarıibrahimoğlu, Fransa'da yasal olarak ikamet eden Türk vatandaşı Rana Faytrouny'yi dosyaya ortak şikâyetçi olarak ekleyerek 21 Ağustos'ta AB Ombudsmanı'na ikinci kez başvurdu. Böylece "AB'de ikamet etme" şartı karşılanmış oldu ve Ombudsman'ın bu kez dosyayı esastan incelemesinin önü açılmaya çalışıldı. Yazının yayımlandığı tarih itibarıyla Ombudsman'ın ikinci başvuru hakkında esasa ilişkin bir kararı bulunmuyor; süreç yakından takip edilmeye değer.
Avrupa Ombudsmanı ne yapabilir, ne yapamaz?
Bu noktada beklentileri doğru yönetmek gerekiyor. Avrupa Ombudsmanı bir mahkeme değil; vizeyi kaldıracak ya da Avrupa Birliği hukukunu değiştirecek bir karar vermeyecek. Ancak Avrupa Komisyonu'nun uzun yıllardır devam ettiği ileri sürülen eylemsizliğinin "kötü yönetim" oluşturup oluşturmadığını inceleyebilecek. Yani kısa vadede "vize kalktı" başlığı görmeyi bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir.
Öte yandan sürecin sembolik ve kurumsal ağırlığı küçümsenmemeli. Başvuru, yalnızca Türkiye-AB ilişkileri açısından değil; AB kurumlarının hesap verebilirliği, hukukun üstünlüğü ve kendi hukukunu uygulayıp uygulamadığı bakımından da önem taşıyor. Sürecin bir de "B planı" var: Komisyon'a gönderilen ikinci mektupta, iki ay içinde açık ve gerekçeli hukuki tutumun açıklanmaması hâlinde AB Adalet Divanı'nda dava açılacağı ifade edildi. Dosya bu yönüyle, ilerleyen aylarda Lüksemburg'daki AB Adalet Divanı'na kadar uzanabilecek bir potansiyel taşıyor.
Avrupa Komisyonu ne yanıt verdi? Kademeli vize sistemi ve %70 hedefi
Komisyon cephesi de tamamen sessiz kalmış değil. Avrupa Komisyonu Türkiye Birimi Başkanı Antoine Colombani, başvuruya verdiği yanıtta Türkiye'nin Vize Serbestisi Yol Haritası'nda tamamlamadığı altı kriteri ve vize kademelendirme sistemini anlattı; Komisyon ayrıca 2026'da verilen Schengen vizelerinin yaklaşık yüzde 70'inin "çok girişli" olacağını öne sürdü. Bu, başvuru sahiplerini hukuken tatmin etmese de, sahada karşılığı olan somut bir politika değişikliğine işaret ediyor: kademeli (cascade) vize sistemi.
Peki bu sistem nasıl çalışıyor? Avrupa Komisyonu'nun 15 Temmuz 2025 tarihinde aldığı kararla, düzenli ve kurallara uygun seyahat geçmişi bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının daha uzun süreli ve çok girişli Schengen vizesi alma imkânı genişletildi. Türkiye'de ikamet eden ve kısa süreli Schengen vizesine başvuran Türk vatandaşları, önceki 3 yıl içinde iki Schengen vizesi alıp bunları kurallara uygun kullandıysa 1 yıllık çok girişli vizeye geçebiliyor. Genel işleyişi şu tabloyla özetleyebiliriz:
| Vize geçmişi | Alınabilecek vize | Not |
|---|---|---|
| İlk kez başvuranlar / sınırlı geçmiş | Seyahat planına bağlı kısa süreli vize | Yeterli vize geçmişi olmayanlar kademeli sistemden yararlanamıyor |
| Son 3 yılda 2 vizeyi kurallara uygun kullananlar | 1 yıla kadar çok girişli | Konsolosluk takdiri saklı |
| Düzenli ve sorunsuz kullanım devam ederse | Başarılı ve düzenli kullanımlarda 1, 3 veya 5 yıllık vizeler verilebiliyor | Pasaport geçerlilik süresi belirleyici |
Önemli bir uyarı: sistem otomatik vize hakkı vermiyor; konsolosluklar başvuruyu yine bireysel olarak değerlendiriyor. Düzenlemenin avantajı, iyi seyahat geçmişine sahip kişilerin zaman içinde daha uzun geçerlilik sürelerine ulaşabilmesi. Ayrıca profesyonel TIR ve kamyon şoförleri bu düzenlemenin dışında tutuldu; şoför vizesi başvurularında mevcut standart kurallar uygulanmaya devam ediyor.
Bu gelişmeler başvuru sahipleri için pratikte ne anlama geliyor?
Ombudsman süreci orta-uzun vadeli bir hukuk mücadelesi; ancak aynı dönemde sahada da kayda değer iyileşmeler yaşanıyor. VFS Global, bot hesaplara karşı aldığı güvenlik önlemleri ve teknik iyileştirmelerle vize randevu sistemlerindeki yükü yüzde 60 ila 65 oranında azalttığını açıkladı; buna karşın vize başvuru sayısı 2026'nın ilk sekiz ayında yüzde 15 arttı. Randevu karaborsasına karşı yürütülen adli süreçler de sonuç veriyor: bot yazılımlarla randevu sistemlerini kapatıp vatandaşlardan yaklaşık 918 milyon lira tahsil ettiği belirlenen şebekeye yönelik soruşturmada 41 şüpheliden 38'i tutuklama talebiyle hâkimliğe sevk edildi.
Öte yandan sınır tarafında yeni bir gerçeklik var: AB dışından gelen yolcuların biyometrik verilerini kaydeden Giriş-Çıkış Sistemi (EES) kapsamında yüz görüntüleri ve parmak izleri sisteme kaydediliyor; sistem 10 Nisan 2026'da tam olarak yürürlüğe girdi. Bu, 90/180 gün kuralına uyumun artık dijital olarak izlendiği anlamına geliyor. Kademeli vize sisteminde "kurallara uygun kullanım" en kritik şart olduğu için, kalış sürenizi tek bir gün bile aşmamanız her zamankinden daha önemli. Bu dönemde Almanya, Fransa veya Yunanistan gibi yoğun talep gören ülkelere başvuracakların dosya tutarlılığına ekstra özen göstermesi gerekiyor.
Başvuru yapacaklar bu süreçte nelere dikkat etmeli?
Hukuki süreç sonuçlanana kadar mevcut kurallar aynen geçerli. Dolayısıyla "vize kalkacak" beklentisiyle seyahat planını ertelemek gerçekçi bir strateji değil. Aksine, kademeli sistemin ödüllendirdiği "güvenilir seyahat geçmişini" bugünden inşa etmeye başlamak, önümüzdeki yıllarda 1-3-5 yıllık vizelere giden yolu açabilir. Bu dönemde öne çıkan pratik öneriler şunlar:
- Erken başvurun: Randevu sistemlerindeki rahatlamaya rağmen başvuru hacmi artıyor; seyahatten en az 6-8 hafta önce harekete geçin.
- Dosya tutarlılığına odaklanın: başvuru formunda belirtilen seyahat planı ile konaklama kayıtları, çalışma durumunu gösteren belgeler ve finansal yeterlilik evrakları birlikte incelenir; tüm belgelerin aynı çerçevede ilerlemesi büyük önem taşır.
- Vize geçmişinizi koruyun: Kalış süresi ihlali, kademeli sistemdeki kazanımlarınızı sıfırlayabilir.
- Ana destinasyon kuralına uyun: En uzun süre kalacağınız ülkenin temsilciliğine başvurun.
- Resmî olmayan aracılara ve "garanti" vaatlerine itibar etmeyin: Onay kararı her zaman konsolosluğa aittir; hiçbir kişi veya kurum vize garantisi veremez.
Başvuru amacınıza uygun vize kategorisini seçmek de en az evrak kadar önemli. Kısa süreli bir gezi için turistik vize, iş görüşmeleri ve fuar katılımları için ise ticari vize kapsamında farklı destekleyici belgeler talep edilir; yanlış kategori seçimi, dosya tutarlılığını bozan en yaygın hatalardan biridir.
Sonraki adımlar: Süreç nereye evrilebilir?
Önümüzdeki aylarda izlenmesi gereken üç başlık var. Birincisi, Avrupa Ombudsmanı'nın ikinci başvuruyu esastan incelemeye alıp almayacağı; Ombudsman, Avrupa Komisyonu'nun uzun süredir devam ettiği iddia edilen eylemsizliğinin "kötü yönetim" oluşturup oluşturmadığını değerlendirecek. İkincisi, Komisyon'a verilen sürenin dolması hâlinde başvuru sahiplerinin Avrupa Birliği'nin İşleyişi Hakkında Antlaşma'nın 265. maddesine dayanarak AB Adalet Divanı yoluna gidip gitmeyeceği. Üçüncüsü ise kademeli vize sisteminin konsolosluk pratiğine ne ölçüde yansıyacağı; zira uygulamada her ülke bu kuralları hayata geçirmek konusunda kendi takdir yetkisini kullanıyor ve konsoloslukların yeni kuralları ne ölçüde sistematik uygulayacağı zaman içinde netleşecek.
Ziya Vize olarak biz de bu başlıkların tamamını yakından takip ediyor, güncel konsolosluk uygulamalarına göre dosya hazırlığı konusunda başvuru sahiplerine yol gösteriyoruz. Hangi ülkeye, hangi vize kategorisiyle ve hangi belgelerle başvurmanız gerektiğinden emin değilseniz, vize uzmanlarımızla durumunuzu değerlendirebilir veya ücretsiz ön değerlendirme formunu doldurarak size özel bir yol haritası talep edebilirsiniz. Şunu da açıkça belirtelim: hiçbir danışmanlık hizmeti vize onayı garanti edemez; nihai karar her zaman ilgili ülkenin konsolosluğuna aittir. Ancak eksiksiz, tutarlı ve doğru kurgulanmış bir dosya, sürecin en güçlü sigortasıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
Hızlı Başvuru
En kısa sürede dönüş yaparız.
-
Schengen Randevu Krizinde Dönüm Noktası: Bot Temizliği Sonrası Sistemde Yüzde 60-65 Rahatlama — Başvuru Sahipleri İçin Fırsat Penceresi

-
Schengen Sınırlarında Esneklik Dönemi Bitti: 6 Eylül Sonrası EES'te Zorunlu Biyometrik Kontrol Ne Anlama Geliyor?

-
Türk Başvurucular Rotayı Portekiz'e Çevirdi: 2025 Schengen Karnesi, Ülke Ülke Ret Oranları ve 'Ana Destinasyon' Tuzağı
